14 Şubat 2015 Cumartesi

İnsan Olmak

     Kadın erkek ayrımını, dinin hayatımızdaki yerini, değerlerimizi, inançlarımızı, sevdiklerimizi seçtiklerimizi, yani ben dediğimiz her şeyi acaba hiç sorguladık mı? Savaşların neden olduğunu, cinayetlerin neden olduğunu, tüm dünyanın gittikçe neden kötü olduğunu, insana niye tecavüz edildiğini, insan ayrımını, eziyeti, işkenceyi, tacizi, bunların ne zaman başladığını ve nasıl sonuçlanacağını, kısaca hayatı hiç düşündük mü? Düşünmeliyiz çünkü tüm pislikler düşünmeyenlerin yüzünden oluyor.

     Hayatta iyilikler de güzellikler de var tabi. Mücadele eden insanlar, güzellikleri düşünen insanlar.. İnsanlar ilk zamanlardan beri bir şeyler için mücadele verdiler. Yapılan şeyin sonucu fayda sağlamasa bile çıkış yolu fayda sağlama amacı gütmüşse eğer fark etmez. Doğruyu söyleyen insanlar saygıyı hak ediyor. Dünyayı güzelleştirmek isteyen insanlar sevgiyi hak ediyor. Tüm güzelliklerin çok az bulunduğu, yaşadığım şu dönemde özellikle. Ve benim kalbinde iyi niyet barındıran insanlara saygım sonsuz.

     Şöyle geçmişe bir bakarsak eğer, filmler izlersek, kitaplar okursak, bunların gerçeklere yakın ‘’kurgular’’ olduğuna inanan biri olarak şunu söylemek istiyorum. Tüm bunların kökeninde ya inanç yani dinin ya da bencilliğin olduğunu düşünüyorum. Daha doğrusu din istismarcılarının  (savaşların çoğunun nedeni din kaynaklı olmasıydı. Bir din gelir öncekini yok etmeye çalışan insanlar savaşır. Herkes kendi düşüncesinin doğru olduğuna inanır. İnsanlar ölür.) ve kontrolsüz , karaktersiz, şerefsiz, bencil insanların (kadınları insanları rahat bırakın artık. Çocukları rahat bırakın. İnsanların karakterlerini rahat bırakın. Kendi işinize bakın. Kendi pisliklerinizi düzeltmeye çalışın.) olduğunu düşünüyorum. Bence olması gereken herkesin kendi işine bakması ve yaptıklarını yapamayacaklarını düşünmesidir. Seçme hakkının ciddi anlamda oluşması ve insanların saygıyı öğrenmesi kendi işine bakması gerekiyor.

     Çoook uzun yıllar öncesinden bugüne bakalım. Çok fazla kadın filozof, astronom, matematikçi, fizikçi var mı? Tabi ki yok. Olmamasının nedeni ise bu kadınların cadılıkla, fahişelikle, aptal gibi ifadelerle suçlanması, imkan verilmemesi, üstelik eziyet, tecavüz, taciz edilmesi. Son saydığım konularda kadınla erkek arasında bir fark bulamıyorum. Bulan varsa bana da anlatsın ki neden kadınların astronom olamayacağını biz de öğrenelim.

     Sokak ortasında dövülen kadınlar, hamile haliyle kaldırımda sürüklenen kadınlar, eğitimli? eşler tarafında felç olana kadar dövülen kadınlar, para getirmediği için dövülen kadınlar ve çocuklar, halktan biri tarafında kova ile kurtarılan sokak ortasında kocası tarafında bıçaklanmaya çalışılan kadın, babasının arkadaşı diye arabasına binince tecavüze uğrayıp öldürülen Mert, başına geleceklerden habersiz evine gitmek için minibüse binip tecavüze uğrayıp öldürülen yakılan bıçaklanan parçalanan Özgecan, 13 yaşında tecavüze uğrayıp fuhşa zorlanan, kör olana kadar dayak yiyen, sonra kaçan fakat kaçmasının sonucunu akrabalarının canıyla ödediği Luisa, sevgilisiyle öpüştüğü için 16 yaşında bulunduğu yerin yerlileri (kendilerini namus bekçileri ve adalet sağlayıcıları olarak gören beyinsiz kişiler) tarafından dövülen ve sonra intihar eden şu an bu bilgileri ve daha fazlasını nette yazan (ondan izinsiz bunları yazdığım için ondan şu an özür diliyorum) şu an 33 yaşında olan güçlü Fulsen, kendisinden boşanmak isteyen 30 yaşındaki karısını sokak ortasında önce ayaktayken, ardından yere yatırıp bıçaklayan 43 yaşındaki hayvan, bedeni parçalanarak öldürülen kadınlar.............

     Tamam daha öncede söylediğim gibi sadece kadınlar şiddet görmüyor aynı zamanda erkekler de şiddet görüyor. Ama bunu belki kadınlar kadar sesli söylemiyorlar. Ya da kadınların sokak ortasında öldürülmesi kadar benzer bir olay erkekler için çok yoktur. Ben şahsen hiç haberlerde kendisini terk eden kocasını çocuklarının gözünün önünde bıçaklayıp kurşuna dizen bir kadın görmedim. En azından bu oran bence daha az. Ama erkeklerin de şiddet gördüğünü düşünüyorum. Kadınlar daha çok manevi olarak zarar veriyorlar erkekler ise hem fiziksel hem manevi olarak.

     Arkadaşlar, daha çok erkek arkadaşlar. Ne alıp veremediğiniz var kadınlarla. Sizin istediğinizi yapmayan bir kıza da or..pu, sizin istediğinizi yapan kıza da aynı şekilde or..pu diyorsunuz. Yani sizin gözünüzde bir insanın cinsiyeti sizden farklıysa o kadın, o kız direkt or..pu oluyor. 

     Bir yerde bir kız gördüğünde özellikle de yalnız bir kız ya da çocuk; aklına tecavüz ve taciz etmek gelen insanların o hastalıklı beyinlerine lobotomi yapma isteği uyandırıyorsunuz insanda. Sizi nefes alacağınız kadar dar bir alanda ışıksız sessiz bırakarak ölene kadar kendinizle yani o hastalıklı düşüncelerinizle baş başa bırakma isteği uyandırıyorsunuz insanda. Hatta bazı insanlarda yapacağı şeylerin emrini cinsel organından alan bu hastalıklı kişilerin cinsel organlarına yapılması planlanan müdahalenin nasıl olması gerektiğini düşünme isteği uyandırıyorsunuz. Bazılarında idam edilmesi gerektiği fikrini, bazı insanlarda da işkencenin nasıl yapılması gerektiği fikrini uyandırıyorsunuz.

     Tüm insanlara, kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere, kendini savunma, yardım etme, insani duygular, değer verme, dayanışma, dünya öğretilmeli, herkese her şey öğretilmeli ki pislikler azalsın. Anne baba olma, eş olma, sevgili olma öğretilmeli. Ama ilk önce sevmek öğretilmeli. Kendini, hayatı, insanları, hayvanları, dünyayı, bitkileri, her şeyi sevmek öğretilmeli. Belki pislikler biraz biraz azalmaya başlar.



     

8 Aralık 2014 Pazartesi

Umutsuz vaka

Bazen diyorum ki; nolcak ya yap işte sadece yap. Tek yapman gereken sadece yapman. Sonucunu düşünmeden yapman. Kritik bir anda birine mi sarılmak istiyorsun, birini mi öpmek istiyorsun, bir şey mi söylemek istiyorsun. Sadece yap. Ne olacak.  N-e o-l-a-c-a-k !!
Sonra da..

Sonra da diyorum ki; sevmek bir ömür sürer sevişmek bir dakika. Böyle anlık isteklerle yapılan şeylerin kalıcı sonuçları oluyor. Bazen değiyor bazen değmiyor. Ama genellikle değmiyor. Örnek vermemi istersen eğer.. Tamam vereyim. Madem istedin. Mesela değer verdiğin biriyle kavga ettin geleceği belirsiz gördü ayrılmak istediğini söyleyecek ve sen bu durumun farkındasın. Ama sen ayrılmak istemiyorsun. Son kez buluşmak istedin tamam dedi. Konuştunuz her şey söylendi, durumu sözlerinle düzeltemedin. Ne yapabilirsin? Sarılabilirsin hayır dersin lütfen dersin. Ya da öpebilirsin vazgeçmemesi gerektiğini göstermek istersin. İki durumu da inceleyelim şimdi: sarılırsan seni itebilir bırak bitti der, sen ise gözükmeyecek nasılsa deyip giydiğin ama ayakkabını çıkarmak zorunda kaldığın bir anda gözüken yırtık çorap gibi kalırsın öyle. Utanırsın. Bir daha yırtık çorap giymeyeceğim dersin. Öpersen eğer daha feci diye düşünüyorum. O zamanda hem öpmüş hem ayrılmış olacaksın. Son öpücük aklından çıkmayacak kahrolup gideceksin.

Ya da bunların tam tersi. Bir sarılmayla bir öpücükle her şey yoluna girmiş olacak. Bilemeyiz ki yaşamadan yapmadan nasıl bilebiliriz?
Ama benim asıl söylemek istediğim; bir şeyi yaparken hem iyi hem de kötü tarafını düşünerek yapmamız gerektiği. İki türlü sonuca da hazırlıklı olup en az zarar veren yoldan halletmeye çalışmamız gerektiği. Herkesin mutlu olabileceği sonuçları seçmek için çabalamamız gerektiği.

Ben mesela kendimi düşünüyorum. Nasıl yapardım diye. Hayatımda genel olarak düşünerek yaşadığım için ben ne öperdim ne de sarılırdım. Çünkü iş o dereceye gelmişse sevgi namına bir şey kalmamıştır. Sevgi yoksa sahte bir şey vardır. Bu da benim kaldırabileceğim bir şey değil. Sevgi yoksa hiç bir şey yoktur. Sevgi varsa her şey vardır. Risk bile gerekli durumlarda alınmalı her ne kadar söylediğim şey sözlük anlamıyla çelişse bile. Her neyse. Ben biraz garantiye almayı seviyorum. Sarıldıktan sonra itilirsem eğer hem değmeyecek birine benim gibi bir insan nasıl bu kadar değer verebilir diye üzülecektim, hem bir daha hayatım boyunca birine sarılacak güveni kendimde bulamayacaktım. Bu yüzden tamamen grantiye alamamakla beraber ben ihtimaller üzerine değil de gerçekler üzerine bir şeyi kurup orda devam etmekten yanayım. Şimdiye kadar böyleydi bir zararını görmedim. Bundan sonra da fikrimi değiştirecek  bir şey olmadığı sürece böyle devam edecek.

Yıllar yıllar  önce yazdığım ve bu cümleyi bana yazdıracak, içimden çıkaracak olay neydi onu hatırlayamadığım fakat çok fazla sevdiğim bir cümlem var: ayrıntılar bütünden daha önemlidir fakat bütünün önüne geçemeyecek kadar da zamansızdır.  İşte böyle. Ayrıntılar her zaman bütünden önemlidir. Çünkü bütünü ayrıntılar kurar. Bütün ayrıntıların üzerine kuruludur. Ayrıntılar olmazsa bütün de olmaz. Bu ikisi birbirine bağlıdır. Ama zamanı gelince önde gözüken bütünün hiç bir önemi kalmaz. Ayrıntılar maskeyi yırtmış gerçeği ortaya çıkarmıştır.

İyi geceler.

7 Aralık 2014 Pazar

LOCKE (luck/destiny/sadness/revenge/stupidity/..)

Bu yazı bir film yani Locke hakkındadır. Yani izlemek isterseniz önce filmi izleyin.

Tek mekan filmi. Tom Hardy filmde göreceğiniz tek kişi. Konusu ise şöyle: Locke evli çocukları olan, karısını seven, mesleğinde başarılı biridir. Bir gün bir iş kazası olur ve karısını aldatır. Ama eve geldiğinde yüzünde zafer kazanmış gibi ifade olduğunu eşi filmde söyler ve biz bunu öğreniriz. Tek gecelik bir şey olmasına rağmen kadın hamile kalır ve çocuğu doğurmak ister. Kadının içine kapanık, yaşı biraz büyük ve yalnız bir tip olduğunu da eklemek istiyorum. Locke de sorumluluğunu üstlenir ve kadınla duygusal bağının olmadığını sadece bebek için yanında olacağını filmde sık sık tekrarlar.

Bu kadar ısrarla bebeğin babasının kim olduğunu bileceğini söylemesinin ve kadının yanına ısrarla gidip çocuğu kabullenmesinin altında yatan asıl neden ise Locke'nin babasının da aynı şeyi yapmış olmasıdır. Tek farkla: Locke'nin babası bu durumu kabullenememiştir ve bu yüzden babasına öfkelidir. Kendi kendine yaptığı konuşmalardan anlıyoruz ki bebeğe sahip çıkmasını babasının yetersizliğinden intikam aldığını göstererek yapıyor.

Benim söylemek istediklerim ise şunlar: Her zaman söylediğim gibi gene söylüyorum. Anne-baba olmak bu dünyada bir insanın başına gelebilecek en büyük zorluktur. Bunun sorumluluğunu alacak cesaret, yürek, samimiyet, inanç, kararlılık, koruma iç güdüsü,... en önemlisi sevmeyi bilmek bu durum için çok önemlidir. İnsanın bütün hayatı bunun üzerine kurulu çünkü.

Bu filmde de görüyoruz ki babası öldüğü halde çocukluğundan kalan sorunları halledemediği halde halletmiş gibi gözüken Locke yaptığı şeyleri hayatta olmayan birine yani babasına adıyor. Kirli olduğunu düşündüğü soy adını bu bebeğe vererek soy adını temizlemeyi düşünen, işten kovulduğu ve iş başkasına verildiği halde sırf yarım bırakmamak adına telefonla işi çözmeye çalışan, bunu ve yaptığı diğer şeyleri babası yanındaymış gibi konuşup ona öfkesini dile getiren Locke bunları yaparken gayet sakindir. Sanki bunları bilerek yapmıştır ve babasına işleri nasıl da düzene soktuğunu göstermek ister gibidir.

Benim fikrim ise bu işleri başına kendi açtığı yönünde. Farkında ya da farkında olmadan fark etmez. Yaptığı her şeyi babası kendisine yapmadığı için yapıyor. Peki burada diğer insanlar ne oluyor? Mesela karısı? Çok mutlu evlilikleri ve ergenlikte iki çocuğu iyi bir hayatı ve sahiplendiği bir mesleği varken bir insan bunu niye yapar? Yapamaz demiyorum yapabilir insan sonuçta. Ben daha çok nedenleriyle ilgileniyorum. Yargılama yok yazdığım şeyde. Sadece nedenini merak ediyorum. Karısını gerçekten sevmedi mi? Çocukları babalarıyla vakit geçirebiliyor diye mi çocukları cezalandırdı? Ya da en kritik yerde işte kendisine ihtiyaç olduğu zamanda iş arkadaşlarını zor duruma düşürerek mi babasından intikam aldı.

Halletmeye çalıştı. Kendine göre nedenleri de vardı. Üzgündü de. Sonuçta bir şeyler oldu ve olacak da.

Bilmem ki insan nedir ne kadar karışıktır? Neleri yapma potansiyelimiz var, yaptığımız hangi şeyler bizden oluşuyor, biz kimiz, ne kadarı biziz? Söylediklerimizden kaçı gerçek, yalanı ne kadar sahiplendik? Yapmacıklık benliğimizin neresine sinmiş durumda? Neyi temizleyip hangi özelliklerimizi düzelteceğimizi nasıl öğreneceğiz? İnsan... Ne için varsın sen. ''Eş'' dediğimiz ''dost'' dediğimiz kişilerden bunların ne kadarını beklemeliyiz?

Her şey çok karışık. Yolu bulmak ümidiyle, iyi geceler.