6 Kasım 2014 Perşembe

ERKEK VE KADIN OLMAK

Uzun zamandır düşündüğüm bir konuydu bu. Fakat yazmak istediklerimi toparlayamadım. Ama bu
daha çok gözlem yapma fırsatı verdi bana ve şanslıyım ki hep bu konuyla ilgili şeyler gözlemledim.

   Birileri çıkıyor bir şeyin savunucusu ya da sahibi olduğunu ileri sürüyor. İnsanları etrafında topluyor. Olaylar kontrolden çıkıyor ve insanlar ölüyor. Olayların aslında basit mantığı budur. Bir erkek kadının sahibi olduğunu düşünürse, kadın üzerinde iddia ettiği hakkı kimseye vermek istemez bunun sonucunda olan ya kadının ölmesi ya da kadını malmış gibi gören kişinin ölmesi olur. Genel olarak bakarsak eğer dünyada hak sahibi kişiler; erkekler, hakim; erkekler, sahip; erkekler gibi gözüküyor. Bunu sadece insan olarak düşünmeyin. Hayvanların büyük kısmında da durum bu. Yaratılış bu. Kadınla erkeğin eşit olduğuna inanmıyorum. Bir kere güç farkı var. Zekâ farkı var. Merhamet farkı var. Beden farkı var. Kimya farkı var. Ben kadınla erkeğin birbirlerinin tamamlayıcısı olduğunu düşünüyorum. Fakat insanlar ama daha çok erkekler bunu liderlik, üstünlük mücadelesi olarak görüyorlar ve kadınlar da baskılara dayanmakta zorlanıyor. Çoook uzun yıllar öncesine bakalım. Çok fazla kadın filozof, astronom, matematikçi, fizikçi var mı? Tabi ki yok. Olmamasının nedeni ise bu kadınların cadılıkla ya da başka saçma şeylerle suçlanması, imkân verilmemesi, pazarlanması gibi şeyler bana göre.
   Filmlerde hiç dikkat ettiniz mi bilmiyorum. Mesela; bar gibi kulüp gibi bir ortam olur. Zengin adamlar ya da mafya işleriyle alakalı görüşme yapacaklardır. Onlar orda konuşurken kadınlar da orada öyle takılırlar. Sırları ifşa mı edecek ispiyonlayacak mı düşünülmez. Hiç insan yerine koyma yok öyle arada öpeceği fiziksel temasta bulunacağı birileridir o kadınlar. Ya da kendi mekânlarında evde öyle elma gibi temizlik fırçası gibi bir şeydir kadın. İhtiyaç giderilmek için vardırlar. Çok üzücü değil mi sizce de.
   Erkek de kadın da yani kısaca insan parayı sever. Birileri birileriyle parası için beraber olabilir. Ama bu sadece kadınların yaptığı bir şey değildir. Erkekler de yapar. Ya da sadece kadınlar şiddet görmüyor aynı zamanda erkekler de şiddet görüyor. Ama bunu belki kadınlar kadar sesli söylemiyorlar. Ya da kadınların sokak ortasında öldürülmesi kadar benzer bir olay erkekler için çok yoktur. Ben şahsen hiç haberlerde kendisini terk eden kocasını çocuklarının gözünün önünde bıçaklayıp kurşuna dizen bir kadın görmedim. En azından bu oran bence daha az. Ama erkeklerin de şiddet gördüğünü düşünüyorum.  Kadınlar daha çok manevi olarak zarar veriyorlar erkekler ise hem fiziksel hem manevi olarak.

   Az önce de söylediğim gibi kadın ve erkek birbirlerinin tamamlayıcısıdırlar. Herkesin kendi bölgesi kendi alanı vardır. Bu alan ihlal edildiğinde sorunlar oluyor. İnsanların uyum sağlayamayıp sorun olmalarının nedeni ise ne yazık ki anneler ve babalar. Annelere anne adaylarına önem verilmeli. Eğitilmeliler. Hazır değillerse çocuk yapmamalılar. Devlet yasa her şey her kurum her ülke işi gücü bırakıp bunun üzerinde yoğunlaşmalı. Kısaca aile kurmak isteyenlere önem verilmeli. 

1 Ekim 2014 Çarşamba

Üniversitem!

Hep başlangıçlarda zorlanmışımdır. Hayatımın geneli böyle evet.
     Üniversite son sınıftayım. 5 senemin en sonuncusundayım… Şimdi size nasıl başladığını anlatmak istiyorum.
     Liseden mezun oldum herkes gibi hazırlandım sınava. Güzel de puan yaptım. Sonra tercih zamanında istediğim bölümleri yazdım ilk on tercihe. Kesin gideceğim çünkü birine. Ondan sonraki 10u da annem sınıf öğretmenliği istedi diye kırmadım yazdım. Ben sınıf öğretmeni nasıl olurum ya. Nasıl!! Ama tercih yaptığım hayatımı karartan hoca kesin ilk ondasın diyor. Genciz inandık tabi. Son 10u da öyle bir salladım ki neler neler.  26 mı bilmem sondaki kaçıncı tercihe de Kocaeli-Uli’yi yazmışım. Yazmışım diyorum çünkü hatırlamıyorum bile. Tercihler açıklandı. Ben tabi çok heyecanlı. Kaderin tokadını yemeden önceki son dakikalarım. Arkadaşım baktı bana diyor ki Kocaeli-Uli. İşte şu sıradaki tercihin. Ben inanamadım. Hayatımın en büyük şoku. Hayır bölümü şehri geçtim ben o puanla nasıl kat kat kat altımdaki yere giderim. O tercih sırası ne öyle. İlk 10 beklerken olana bak. Ben sınava bile coğrafya tarih yapmadan giren insanım, rahatım, sınavları takmam gerektiği kadar takarım bir ağlamaya başladım duramıyorum. Tüm akrabalarım arıyor bölüm güzel geçerli niye ağlıyorsun diyor herkes. Şehir çok güzel, her şey güzel olacak, çok güzel bölüm falan falan. Kendime geldim tabi gaza geldim rahatladım. Okula kaydolduk, zaman geçti hazırlık bitti bir iki üç derken son seneye geldim düşe kalka. Derslerde bir sorun yok bu arada. Bu iğrenç şehirde iğrenç okulda çok hapsolmuşum. Şimdiki gibi düşünseydim eğer hazırlık okumak yerine kesinlikle bir kez daha hazırlanırdım. Kesinlikle. Mühendislik, mimarlık, psikoloji, pdr hatta dişçilik için bile çok çabalardım. Ya da uli yi başka bir yerde okusaydım. Bölümü seviyorum gerçekten. Ama bu şehir niye var. Neden bu gereksiz şehir.
     Okulu neden bırakmadığımı da yazayım. Şimdi ki aklım olsaydı evet kesinlikle hazırlık okumazdım bırakırdım. O zaman da herkes bir yere gidiyor tekrar hazırlanmak zor geliyor çalışamam diye gidiyorsun istemediğin yere. Ama yapmayın arkadaşlar, gençler. Ben hazırlıktan sonra şöyle düşündüm. Benim bu şehirde olmam mümkün değildi ama oldu. Demek ki benim burada o tercihimde salladığım şehirde olmamda bir neden var. O nedeni bulmak için devam ettim yani. Benim böyle inançlarım vardır devam etmeseydim hep burayı düşünecektim. Neyse. Son senedeyim o nedeni bulamadım daha. Hani benim diğer yarım buradadır ya da ne bileyim belki burada çok güzel bir işim olacak falan desem nerde onlar da yok. Yani son senedeyim ve bu şehirde olmamın bir nedeni olmalı düşüncem bu senenin sonunda sonuca kavuşacak. Ya ben çok saçma bir şey düşünüp 5 senemi mutsuzluk anlamında çöpe attım ya da daha burada olma nedenimle karşılaşamadım. Ya da arkadaşlar belki de tüm bu sıkıntıları yaşamamın nedeni benim uyum sağlayamamamla ilgili. Üniversiteye olmamışım ben. Ben çok farklı düşünmüştüm. Çok şey öğrenebilirdim, çok güzel şeyler olabilirdi. Düşünüyorum şimdi burada olan mutlu insanları. Benden farklı olarak daha çok kafeye gidiyorlar daha çok insanla takılıyorlar sevgili yapıyorlar ayrılıyorlar aşk acısı çekiyorlar... Sen de yap diyeceksiniz siz şimdi. Ben dağın başında oturuyorum arkadaşlar. Okula yakın olsun diye burayı seçtik. 40 dakikalık yola katlanabilirsem her gün çıkmasını da bilirim. Ama zor geliyor yani. Ben doğduğum şehirde bir gün evde değilim, her gün dışarıdayım. Ama her yer yürüme mesafesinde. Şehrin göbeğindeyim. Yani üniversite hayatını çok fazla kafeye gidip hep farklı insanlarla oturup vakit geçirmek gibi gören kişileri anlayamıyorum. Bu mu yani üniversite hayatı. Ben sanırım kendi memleketimde gezmeye doydum bana bunlar saçma geliyor bu yüzden. Amacım üniversiteye gidip her ay başka biriyle takılmak da değil her ay biriyle sevgili olmak da değil. Benim bir insana alışmam hele hele onu hayatıma kabul etmem yıllarla olacak bir şeyken bunları da yapamam. Ben arkadaştan çok dost aradığım için bir ay kullanıp atacağım arkadaşlar da edinemem. İşte ben bunlar yüzünden siz koşarken yürüyorum diyorum. Üniversitede çok özgürsünüz. Yapamayacağınız şey yok. Hele evdeyseniz sınır bile yok. Tamamen kendinizsiniz bu yüzden karakterleriniz çok şeffaf gözüküyor, neyin ne olduğunu görüyoruz.  
     Nedenimi bulmak ümidiyle,

     iyi geceler.

6 Eylül 2014 Cumartesi

Emanet

...Bir gözyaşının o hüzün kokan dolgunluğunun, tenden kayıp gitmesi gibiydi benim mutluluğum. Ne ulaşılabilir ne de dokunulabilir.

...Şimdi sen kimsin bilmiyorum. Ama sen daha gelmeden, sana ait olan emanetin var bende. Sen daha gelmeden sana ait olan bir umut var belki de.. Sen daha gelmeden senin gülüşünün güzelliği saklı kalbimde. Ne zaman karşılaşırız bilmem ama beklemenin manası çıkıyor gözler önüne.